السلام عليكم ورحمة الله وبركاته
بسم الله الرحمن الرحيم

                                                                                                            20.04.2012

                    DOST SANDIKLARIMA ARZU-HALİM
Değerli Müslüman Kardeşim!
Arzu-halime Allah
’ın adı ile başlıyorum. Hamdu-sena Allah´a aittir. Salatü-selam Peygamberimiz(s.a.v)e, aline, ashabine ve tümünün üzerine olsun.
Takribi olarak sizinle, Hildesheime
geldiğim 1981 tarihinden itibaren tanışıyoruz. İmam ve hoca olmam munasebetiyle, sizler de müslümanlar olarak, Leunis str.31 31137 Hildesheim adresindeki camii şerifimizde veya muhtelif yerlerde karşılaştık ve tanıştık. Acı-tatlı, hoş ve nahoş günlerimiz geldi geçti. Beşeri munasebetlerimiz gereği bazı şeyleri paylaştık. Birbirimizin evine gittik-geldik, sofralarımızı paylaştık. Soh-betlerde bulunduk. Bazı müslümanlarla daha yakın diyaloğumuz oldu. Ben kendi açımdan söyliyeyim: Kendi babama, kendi öz kardeş ve yakınlarıma vermediğim değeri, sizlerden bazılarına verdim ve öyle inandım. Fakat maalesef, zaman, olaylar ve şartlar öyle bir ortama getirdi bizleriki, samimiyeti, kardeşliği ve dostluğu unuttuk. Adeta düşmanlar haline geldik. Bazıları direkt ve bazılarıda indirekt böyle bir atmosferin içine girdiler...Suçlu falan ve ya filandır demiyorum. Hepimizinde vaki olan olaylarda payımız vardır. Hatta bazen oturuyor ve geçmişi gözden geçiriyorum ve diyorum ki, ceryan eden olaylarda benimde dahlım vardır, müsebbiblerinden biride benimdir. Ama bu neyi değiştirir? İş işten geçmiş, cemaat bölünmüş, kardeşlik ve muhabbet yok olmuş ve insanlar birbirine küsmüş...Benim üzüldüğüm şey: Bazı şahısların haddi aşması, işi hakarete kadar götürmesidir. Buda yetmemiş, otuzsene arkasında namaz kıldıkları hocaya hakaret edip, yüzüne tükürmeleridir...
01-
Mesela sen kardeşim! Bu olaylar yaşandığı günlerde takındığın tavır ve durumunu gözden geçirdinmi? Ben size ne yaptım? Benden ne kötülük gördünüz? En gizli ve mahrem konuları sizinle paylaştık. Bir dostluğumuz vardı, samimiyet ve sevgi vardı…Ne olduda bir telefon bile etmedin, hal hatır sormadın, bir manevi destek bile vermedin, alakayı kestin. Neden ve niçin? Ben seni ta uzaklarda telofon edip aradımda,sen beni Almanyaya geldiğinde, aylar geçti bir hal hatır bile sormadın! 04.03.3012 tarihinde icra edilen toplantı ve seçimde, nerde hocamız diye, sormak bile aklınıza gelmedi? Yine de size kızamıyorum. Çünkü nimet veren Allahı takdir edemeyen, kendisine şefaat edeceğini vaad eden Peygamberini takdir edemeyen insanoğlu, bendenizi takdir edememiş ve unutmuş… Çok normal. Aslında garipsenecek bir şey de yok!...
02-
Ve sen kardeşim! Yanyana geldiğimizde göklere çıkardığın bu hocana karşı, neden cephe aldın ve selam vermez hale geldin?Neyi bölü-şemedik? Aramıza hangi kara kediler girdi? Kim ne derse desin, ben hocamın vereceği fetvaya güvenirim dediğin hocanı, bir köşeye nasıl attın Hayret! Zannettinki, bir daha görmem ve konuşmam, geçmişide unuturuz, geçip gider öylemi? Yarın ahiret yokmu? Geçmiş otuz senelik beraberliğimiz ve yaşadıklarımızdan sual edilmiyecekmiyiz? Bu gerçeği unutmayalım!
03- Hele sizler! Hizmet adına defalarca cemiyette görev almanız rica edilmesine rağmen, hep kaçtınız. Görev alanlarınızda camiye ve cemaate bile gelmediniz. Şimdi ne oldu da, hepiniz birleştiniz de boy gösterdiniz? Bizim yaptıklarımızı ve öğrettiklerimizi hemen unuttunuz da, bize cephe alan ve hakaret edenlerden yana yer aldınız? Tabii kendi kendine gerçeği göremiyen ve nasıl hareket edeceğini bilemiyenleri, perde arkasındaki, uyanıklar idare etmesini biliyorlar. Ama bir oturupta, bu yaptıklarımız Kur’an öğretisine ve Sünnet metoduna uygunmu, diye düşünme luzumu bile duymuyorsunuz!
04-Cehaletle savaşmak çok zor.
Hz.Ali(ra)efendimiz: Cahil cennette bana komşu olsa, ben cenneti terk eder, cehennemi tercih ederim, diyor.Yani burada cahilliğin ne kadar baş belası olduğunu beyan etmek istiyor. Cahil cesur olur. Cahil, olaylara kafa gözü ile bakar, neden ve niçinini araştırmaz. Kaş yapayım derken, göz çıkarır. Narı nur zanneder.Yaldızlı sözlerle üstü örtülerek yutturulan batılı kabul eder ve bunada hizmet derler. Yine Hz. Ali(ra)’nin karşısındaki Haricilerin yaptığı gibi, Kur’anı mızrakların ucuna geçirip hakem isteriz, en iyi hakemde Kur’andır, deyip Hz.Aliye hakem olayını dayatan Haricilere Hz.Alinin sözü: Gösterdikleri haktır, fakat murad ve niyetleri batıldır. İşte bugünde ceryan eden olaylar, bu minval üzere devam ediyor maalesef. Ama kime, nasıl ve ne şekilde anlatacaksın?
05-Ve sen, sen kardeşim! Artık emeklisin, karışma, evinde otur, diyorsun! Sen öylemi zannediyorsun ve biliyorsun ki, hoca buraya çakıldı, yine hoca olarak kalmak için çalışıyor! Öylemi? Allah aşkına öylemi düşünüyor ve biliyorsun! Sen perdenin arkasında dönen dolapları galiba ya bilmiyorsun, veyahut bilmek ve öğrenmek istemiyorsun! Unutma, birileri tarafından yazılan ve sahneye konan seneryonun temelinde hocayı saf dışı edebilmek için, en kestirmeden gözden düşür-menin yollarını denediler... iftiraya kadar götürdükleri hocanın maaş davasını her halukarda gündem yaptılar. Senelerdir aldığım maaş ortada! Varsayalımki, yardım dairesi yardım etmiyor... Acaba verilen para ile nasıl idare edeceksiniz? Daha önceki yazılarımda beyan ettiğim gibi, aslında hocaya leke sürebilmek ve çamur atabilmek için, oyunun bir parçası bu maaş ve para davası….

06- Evet evet, birde sen varsınya sen! Hani mektup yazıp kutuya atıp, seni seven kardeşin deyip, gözdağı veren sen! İşte arzuna nail oldun ve hocadan kurtuldun! Şimdi mutlumusun? 1987 den sonra benim dışımda yedi hoca geldi geçti! Hani mektubunda sitem ettiğin bir imam ve muezzin bile yetiştiremedin diye tenkit ettiğin, bu konuda, bu yedi hoca kaç imam ve muezzin yetiştirdiler? Şimdi ise, 2011 tarihinde benden sonra beş hoca geldi-geçti. Kaç imam ve muezzin yetiştirdiler? Allahtan korkun ve utanın! Birde utanmadan Sn.Erbakan gibi bırakmıyorsun, o öldü,sen ne duruyorsun, diyorsun? Ben kaderime teslim olmuş ve inanmış bir insanım. Bende öleceğimde, siz baki ve ebedimi kalacak-sınız? El-İnsaf Ya hu!
07-Tevhidi, Tağutu, Uluhiyyet ve Rububiyyeti, Demokrasi ve Partiyi delilleriyle anlattım, yazdım, ama gördümki, aynı tas aynı hamam, bir şey değişmemiş. Eee...ne yapalım? Vermeyince Mabud, ne yapsın padişah Mahmut, demişler! Nerede ise, otuz senedir hergün anlatmama rağmen anlamayanlar, nasıl ve ne zaman anlarlar bilmiyorum..Birde diyorsunuzki, bunları senden başka bilen yokmu? Senden daha alim yokmu? Bir senmi biliyor ve doğruyu söylüyorsun? Evet doğrudur. Ben herşeyi biliyorum demiyorum. En bilgili benimde demiyorum...Ama ben diyorumki: Bu kelime ve kavramları Kur’an, Sünnet ve ehli ilmin ölçülerine göre biliyorum. Bir makam, bir mevki için, menfaat için, birilerinin keyfi için değiştirmiyorum, gizlemiyorum, hilafi-hakikat birşeyi konuşmuyorum. Belkide beni cebinden çıkaracak çok alim ve hoca efendiler var, hatta yanında besmele çekemeyeceğim alim ve hoca efendilerimiz vardır. Ama kusura bakmayın, bazılarının yaptığı gibi, menfaat için dinimi satamam! Günümüzün tağutlarına dua eden, bazı haramları helal sayan,faizli ev kredisine helal diyen, faize nema deyip afiyetle yiyenlerden olmadım ve aslada olmıyacağım. Bu gerçek böyle biline!
08- Haa...birde siz! Bukalemun tipinde ve zihniyetinde olan ve arazıya göre renk değiştiren siz! Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var derler. Ben yapabildiklerimi yapmaya çalıştım. Yüksekten atmadım. Duruma ve şartlara göre okutabildiğim kadarı ile okuttum. Belki, bu konuda benim yerimde bir başkası olsaydı, bıraz daha kaliteli okutabilirdi! Ama bildiği-miz ve gördüğümüz yerlerde, cami ve cemiyetlerde ahım-şahım bir eği-tim olmadığı gibi, ne imam ve nede bir muezzin yetiştirmemişlerdır. Eğer bu konuda başarılı olsalardı, Türkiyeden ikide bir, üç aylık hoca getirmezlerdi... 6. maddede beyan ettiğim gibi, benim dışımda ayasofya camimiz 12 imam ve hoca gördü! Hani nerde meyveleri? Eğitim adı altında gitirdiğiniz hocanız ne yaptı? Ancak benim okuttuğum, hutbeye çıkardığım talebelerime bir iki ilahi ve kaside öğretti. Başka ne öğretti? Ondan sonrada kermes ismi altında şöv ve tiyatro!!! El-İnsaf!
09- Ey sizler! 1987 lerde arzularına ulaşamıyanlar! Gözünüz aydın. İşte 2012 de arzularınıza ulaştınız. Tabii sizin, o zaman beceremediğiniz şövmenliğin, alasını yapan şövmenleri perde arkasından idare ederek, taşı gediğine koydunuz. Bravo sizlere? Bakalım sizler ve onlar ahirette gayri-islami ve gayri-meşru metod ve yöntemlerle İslama hizmet ettiğinizi zannetmenin, cemaatı bölmenin, cemiyeti ele geçirmenin ve hele hele hocaya hakaret etmenin hesabını nasıl vereceksiniz?
10- Bugün Avrupada çok camiler açılıyor, cemiyetler kuruluyor...Görü-nüşte çok güzel ve takdire şayan! Ama gerçek öyle değil. Bir kerre açılan camiler İslam ve ümmet adına değil, grup ve şahıslar adına açılıyor. Veyahut açılanlar ele geçirilmek için oyunlar oynanıyor, kavgalar yapılı-yor, dövüşler oluyor, mahkemelere veriliyor, binlerce paralar harcanıyor, kardeşlik yıkılıyor, küs ve dargınlar ordusu artıyor, Allahın selamı veril-miyor, İslamın akidesine, haram ve helaline dikkat edilmiyor, faizli kredilerle camiler alınıyor ve senelerce alınan paraların faizleri ödeniyor. Say sayabildiğin kadar.....İşlenen haram ve munkerlerin ardı arkası kesilmez...İşte bütün bunlar müsbet değil, bilakis menfi olan şeyler... Cemiyet idaresi ve başkanlıkları ehil olanlara verilmiyor, toplantılar alim ve hoca efendilerin riyasetinde icra edilmiyor. Hoca efendiler maalesef cahil ve müstebid başkan ve idarecilerin tahakkümü altında horlanıyor ve hakaretlere uğruyor... Cehaletle ilim savaşı başlıyor...Yani, başkan ve hoca arasında çatlaklık başlıyor ve kavga günden güne alevleniyor. Tabii yetki ellerinde olan başkan ve idareciler de, iki satır yazı, bir mühür ve imza ile hocayı kapı dışarı edebiliyorlar, bir sürü iftiralar,yaftalar ve hain damgaları....
11-Gelelim sana! Sen bu hale niye geldin? Kimlerin emrine girdin? Bu kadar uygunsuz olaylara yol açtığının ve yıkıp-döktüğünün bilmem farkındamısın? Geçmişte hoş davrandığın, hocam veya hoca efendi dedi-ğin günler, bir yapmacık hareket ve oyunmuydu? Arabana bindirip, ce-miyet cemiyet taşıdığın, önümde oturup, ağzını açıp dinlediğin o anları ne çabuk unuttun? Evine davet ettiğinde, hizmet için elin-ayağın karıştığı o zamanı nasıl unuttunuzda, sen gerçek hoca olsaydın, ceketimin düğme-lerini bağlar, saygı duruşunda dururdum, diyebildiniz?
Daha önce direkt adınıza yazdığım mektubumda beyan ettiğim gibi, bütün bunların altında ne yatıyor? İslam adına, cemiyet adına gizli kalması gereken bi
lgi belgeleri ulu-orta gündem yapmanız ve polise kadar aktarmanız neyin nesi? Değermiydi bunca olaylar, başkan olmanı-zı ve kalmanızı isbat etmeye? Maksadınız ne idi? Beyin ve kalbinizde değişiklikleremi uğradınız, yoksa birilerine söz verip, onlar adınamı çalıştınız?
Şimdi ne oldu? Yaptıklarından memnunmusun? Bunca ikaz ve rica üze-rine ikaz ve ricalarda bulundum, ama siz ne yaptınız? Dün sırtında taşıdı-ğınız, hocam dediğiniz insanı minbere bile çıkarmadınız, İslami ölçüleri bir köşeye attınız ve demokratik usullerle ele geçirdiğiniz mühür saye-sinde kıral kesildiniz! Netice malum! Ama unutma! Hiçbir şey baki de-ğildir. Herkes yaptığından sorulacak, bende sorulacam. Benim orda, yani ahirette ekistira dayım ve avukatım yok! Ama her zaman ifade edip,izah etmeye çalıştığım gibi, bana en ağır
gelen yıkılan kardeşlik ve ilim ehli ve mihrabın otuz senelik imamına hakaretleriniz!!!
İşte görüyorsunuz! Bu dünya ne Saddama, ne Hüsnü Mübareğe, ne de Kazzafiye kalmadı...Nede Beşşare ve benzerlerine kalmayacak! Memle-ketlerini viraneye çevirdiler, binlerce insanların ölümüne sebebiyet ver-diler, binlerce dul ve yetim bıraktılar...Evet hakikat bu! Ders almak gerekmezmi?... Çünkü bu dünya ne sana, ne bana ve nede fırsat düşkün-lerine kalmayacak!
Senin yaptığın neye benzer biliyormusun? Çocuğu olmayan bir adama! 30-40 senelik hanımını terk ederek, gayri-meşru bir yolla çocuk sahibi olmaya çalışan o adam gibisin! Şimdi bu, makul ve meşru olurmu? Tabii aklı başında olan, sağduyu sahibi
olan kişi, elbette olmaz diyecektir. Teşbihte hata olmaz der atalarımız. En azından bu adam, emektar karısının gönlünü alsaydı, onu razı etseydi, kavgaya ve olaylara sebebiyet vermeden, kapı dışarı etmeden, kalbini kırmadan, yaşadığı 30-40 senelerin hatırına iyi davransaydı ve dinin musaade ettiği biçimde ikinci bir hanımla yuva kursaydı ve çocuk sahibi olsaydı, daha hoş ve güzel olmazmıydı?
İşte bir temsili hikaye ile konuyu izah etmeye çalıştım. Belki konuyu böyle daha iyi anlarsınız diye, sizin, yani avamın seviyesine indim. İnşa-ellah şimdi anlamışınızdır...

12-"Def'i mefasid celbi menafiden evladır."İslamın ve fıkhının temel kaidelerinden biridir.Kur’anı kerimdeki bazı ayetlerden istınbat yolu ile tesbit edilmis, aslı ve külli kaidelerdendir.Kur’anı Kerimde şöyle buyuruluyor: (Ey Muhammed!) Sana hamr (içki) ve meysir (kumar)'den soruyorlar. De ki: “Her ikisinde de hem büyük günah hem de insanlar için (birtakım) faydalar vardır. (Fakat) onların günahları faydalarından daha büyüktür. Ve sana (Allah yolunda) ne infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: (Nefsinizin ve ailenizin) ihtiyaçlarından artanı (harcayın). Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böyle açıklıyor. (Bakara:219) Örneğin: Uyuşturu ve içki ticaretini menetmek gibi. Velevki bunda kazanç ve ikti­sadı faideler olsa bile... Çünkü içki ve uyuşturucuda içtimai, ahlaki, sıhhi ve benzer şeylerin bozulması ve fesade uğraması vardır.

Şimdi burada bize bakan yönünü ele alalım. İddia ve propakanda şu: Efendim biz, eğitim hizmeti vermek istedik,ama buna engel olmak istediler ve imkan tanımadılar...Şimdi diyelimki, burada bir hizmet ve faideli bir şeyler var, ama idarecilerin menfi hareketlerinden dolayı, cemaat arasında öyle zararlar sebep olduki, telafisi mümkün değil. Şimdi diyelimki, sizlerin kalması eğitim adına faideli, fakat fitne ve cemaat arasındaki hoş olmayan olaylara sebebiyet vermeniz ise, zarardır ve tehlikelidir. Yaşadığımız olaylar en güzel bir örnektir. Yukadıda örneğini verdiğimiz fıkhı kaide ve örneğini değerlendirin  ve hükmü siz verin.

  CEMAATTE -DOĞRU BİRLİK-

13-İslamiyet, insanların bir araya gelip cemaat olmasına büyük önem vermiştir. Cemaatle namazın tek başına kılınan namazdan kat kat daha sevaplı olduğunu haber vermiş, bununla cemaate katılmayı teşvik etmiştir. Haftada bir de olsa akıllı ve büluğ çağına girmiş her müslümanın Cuma namazı için cemaate katılması farz kılınmıştır.

Gerek Cuma namazının farz kılınması, gerekse de vakit namazlarında cemaate katılmayı ısrarla teşvik etmesi, Müslümanlara Rablerinin, kıblelerinin, kitaplarının, peygamberlerinin bir olduğu, binlerce birlik yönleri bulunduğunu göstererek “birlik bilinci” kazandırmayı amaçlamaktadır. Doğru bir birliğe kavuşmuş cemaatte fedakârlık, yardımlaşma, dayanışma ve kardeşlik gerçekleşmiş olur. Peygamber (s.a.v.) oluşturduğu sahabe cemaatinde bütün bu üstün hasletleri, erişilebilecek en son noktasıyla gerçekleştirmiş, bunun hayal olmadığını göstermiştir. Ensar ve muhacir kardeşliğinde yaşanan fedakârlık, dayanışma ve yardımlaşma, duyanlara parmak ısırtacak türdendir. İşte cemaatte hedeflenen doğru birlik budur,saygı ve sevgiye dayanan gerçek cemaat ve birlik budur, bunun modeli Asr-ı Saadette ortaya konmuştur.

Ancak doğru birliğe ulaşmamış cemaat, ne kadar sayıca çoğalsa da gerçekte çokluk değil, aksine eksikliktir. Matematikte toplama ve çarpma arttırır, ancak kesirdeki çarpma eksiltir. Örneğin dört kere dört onaltı eder ama sülüsün (üçte bir) sülüs ile çarpımı, tüsü’ (dokuzda bir) eder. Paydanın üçten dokuza yükselmesi bir artış değil, eksilmedir. Kardeşlik duygularıyla kaplanmamış, fedakârlık ve yardımlaşmanın olmadığı, her bireyin yalnız kendi çıkarını,nefsini ve egosunu düşündüğü cemaat, sayıca ne kadar çoğalsa da kesir çarpımı gibi azalır, bozuk olur ve değerini yitirir.

Cemaatlerde doğru birliği bozan en önemli nedenlerden biri ihtilaftır. Unutulmamalıdır ki, ihtilaf hakta değil, ehaktadır, yani “hak” olanda ihtilaf olmaz, “en hak” olanda ihtilaf olur. Bu nedenle ihtilafı önlemek için herkes “en hak olan benim düşüncemdir“ iddiasından vazgeçip “benim düşüncem haktır” demelidir. Herkes güzel gördüğüne “Bu iyidir” dese ihtilaf olmaz ama “en iyisi budur” dese ihtilaf olur.

Cemaatte doğru birliği bozan bir etken de kuruntulara dayanan hayali zararlara karşı kesin ve gerçek faydaları terk etmektir. Evet, zarar kesin ise, zararı terk etmek menfaat elde etmekten evladır. Fıkıhta bu durum “def’-i mazarrat, celb-i menfaatten evladı şeklinde bir kural haline gelmiştir. Yani faydalar, zararı önlemeye feda edilir ama zarar kuruntuya dayanan bir hayal ise, gerçek değilse, maslahat ona feda edilmez.

Cemaatteki birliği bozan bir unsur da “adaletle fedakârlığın birbirine karıştırılması”dır. Adalet Allah’ın verdiği hakları hak sahibine ulaştırmak, engelleri ortadan kaldırmaktır. Ancak fedakârlık, toplumda uygulanması gereken adaletin bir parçası olmayıp toplumun selameti için haklarından vazgeçmeye yönelik kişisel bir erdemdir. Fedakârlık dayatılmaz, adalet diye zorunlu tutulmaz ancak, kişisel bir ferağattır. Kur’an adaletinde bir masumun hayatı ve kanı bütün insanlık için de olsa heder edilmez. Bir şahsın hayatı ile tüm insanların hayatı Kudret nazarında bir ve eşit olduğu gibi, Kur’an’ın koyduğu adalet nazarında da birdir.

Adalet gereği bir dayatma olmamakla birlikte fedakârlığın, adalet hissiyle bağlantısı vardır. Cemaatteki her bireyde fedakârlık tohumu yeşertilmezse, ekinsiz bırakılan tarlayı dikenlerin basması gibi, sadece kendini düşünme denilen bir illet onu kaplar. Büyüklerimizin “Hodgamlık” adını verdikleri bu çirkin duygu zamanla “kendini herkesten üstün tutma”ırılığına kaçar. Oldukça tehlikeli bir hırsa dönüşür. Bu duruma gelen bir şahıs, ihtirasına engel olan, çıkarına zarar veren her şeyi, hatta elinden gelse dünyayı harap ve tüm insanlığı mahvetmek ister. Bu cümleleri okuduktan sonra, bıraz düşünelim!...

14- Hele sizler! Bir harfi öğretenin kırk yıl kölesi olurum diyen bir dinin
mensubu kişiler olarak, sanki hiç bir şey öğrenmemiş gibi, ben hocadan ders almadım, bir şey öğrenmedim diye, inkarci ve nankör davranmanızı anlayamadım doğrusu!!!Meşhur Mahmut hoca efendinin hayat ve hatıra-tında şöyle bir olay anlatılıyor: Diyorki, ilim tahsil ederken, bir gün ders-simize hocamız gelmemişti, bir başkası o gün bize ders vermişti. O bize bir defa ders veren kişi vefat ettiğinde, ona hurmeten onun yakını bir amcayı ziyarete devamlı giderim diyor. Dikkat edin, hocasını değil, bir defa ders vereni değil, bir defa ders veren hoca efendinin yakınını, bir günlük ders hurmetine ziyaret ediyor! Ya şimdi sizler! Herşeyi inkar ediyorsunuz, senelerce ders gördüğünüz hocanızı terk ediyorsunuz, hocanız camiden kapı dışarı ediliyor, ama sizlerin kılı kıpırdamıyor, arkasından filim seyreder gibi seyrediyorsunuz! Çok garib değilmi? Ama ben, yinede gençliğinize veriyorum. Allah gerçeği görmenizi nasip eylesin!

Tarihi bir hatırlatma yapayım. 08.05.1988 tarihinde yaşadığımız aynı minval ceryan eden olaylardan sonra verilen çıkışta, sizinde imzanız ol-ması munasebetiyle, size karşı  yazdığım ifadeleri tekrar hatırlatıyorum:

Hz.Ali efendimizin"Bir harfi öğretenin kölesi olurum, derken, Ey benim genç kardeşim ve talebem, Muhterem B.İ. efendi! az-çok ilim ve Kur'an okuduğun ve öğrendiğin Hocan’a karşı bu oyuna nasıl geldin? Ey benim idare heyetinde bulunan kardeşlerim! "İslama zararlı" sözcüğünün altına attığınız imzanın hesabını nasıl verecek-siniz? Bu kararınız, Laik düzeninin ağır ceza mahkemesinde verilen karardan daha ağır geldi bana.

15-Hele sen!1987 lerde beni kapı dışarı edenlerden biri hakkında, hocam musaade et, bu adamı çuvala koyup çöpe atayım, demiştiniz. Acaba neler değiştide, onların safına geçtinde, bu olaylardan daha bir ay önceydi, hastanızı ve sizi ziyaret eden, evinizde akşam yemeğini beraber yiyen hoca efendinin yüzüne nasıl tükürdünüz? Hiç utanmadınmı? Hiç yüzün kızarmadımı? Bu haliniz, yaşına-başına yakıştımı? 3-4 defa yüzüme tükürdünüz ve Allah belanı versin, diye beddua okudunuz! Bende bunun karşılığında, teşekkür etmekle yetindim…Allah sanada hidayet versin! Galiba insanoğlu yaşlandıkça kafayı yiyor, birşeyler oluyor!...
16- Ben neler gördüm ve neler yaşadım. Eğer hepsini kalem kalem yaz-sam cildler dolusu eserler meydana gelir. Fakat, gereği olmamakla beraber bir tanesini yazayım: O geçmiş zamanlarda caminin bir üyesi ve cemiyette görevli olan biri şöyle dedi: Bizim verdiğimiz paralarla, aidatlarla burda görev yapıyorsun, bizim dediğimizi yapmaya mecbursun!...İşte bu, bana öyle ağır geldiki, keşke Almanın tuvaletini temizleseydimde, bu sözleri işitmeseydim!...Ama ne yapalım? Hele şu çöpleri, çöp kutusuna atki, aldığın para helal olsun!...Demekki insanlar böyle alçalabiliyorlarmış!........
17- Hep menfi ve kötü şeylerimi yaşadın hoca efendi, diye sorabilirsiniz? Hemen cevap vereyim: Herşeye rağmen çok güzel şeyleride yaşadım. Herkesin çok iyliğini gördüm. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim. Hatta bana hakaret edenlerinde iyliğini gördüm. Fakat ne gariptirki, bir kazan sütü hediye ettiler, ama içine.....ettiler ve bir kazan sütü murdar ettiler. Mesele bu kadar açık!

18- Her kim kötülük ve iylik adına, bir başkasına ne yaparsa yapsın,ken-dine yapmıştır. Şimdi bu cümleyi iyi anlamak için, geçmişlerden bir hikaye nakledelim: İlim ve irfan ehli bir alim- hoca efendi, bir köye ve köydede bir zengine misafir olmuş. Ev sahibi neyi ikram etmişse, bunu senin için yaptık hocam demiş. Hoca efendide:Kim ne yaparsa, kendine ve kendi için yapar demiş. Derken hoca efendinin ayrılacağı gün gelmiş çatmış. Ev sahibi zengin kişi, zehirli yol azığı hazırlamış ve hoca efendinin terkisine koyarak, hocam yolda yersin diye senin için börek yaptırdım, demiş. Hoca efendi:Kişi ne yaparsa kendi için yapar demiş. Fakat zengin kişi içinden şöyle geçirmiş: Yeyince görürsün gününü, kimin için yaptığımı o zaman anlarsın, demiş. Ve hoca yola çıkmış ve pinarın başında oturmuş, abdest almış namaz kılmış ve bıraz istirahat etmiş. O esnada bir atlı gelmiş.Selam-sabahtan sonra, ben acım, bir şeyin varmı demiş? Hocada: Var demiş, işte al, ye demiş. Adam almış ve yemeye başlamış,hocada yoluna devam etmiş. Adam zehirli yemeği ve böreği yeyince, oracıkta ölüvermiş. Su almaya gelenler, onu orada görünce, köylülere haber vermişler.Gelen köylüler bir bakmışlar ki, ne görsünler? Ölen kişi, hocayı misafir eden zenginin oğlu! Zengin kişi bunu görünce: Her kim ne yaparsa kendine yapar, sözünün sırrını anlıyor ama, iş işten geçiyor. İnşa-ellah bizlerde anladık!...

19-Yine bir tarihi hatırlatma yapayım. O zamanki idare ve başkanın fikirleriyle nasıl örtüştüğünüzü anlayasınız ve nedenli bir zihniyete sahip olduğunuzu idrak edesiniz diye…

 

Hildesheim ve çevresi İslam cemiyeti
Leunis s
tr.31 31137 Hildesheim

 

 

Martin Luther str.16

3200 Hildesheim

                                                                                                            05.08.1988

Konu: Çıkış Kararı ve nedenleri Hakkında:
1)Cemiyetimizde takriben 8 senedir görev yapmaktasınız. Sizlere idare Heyeti olarak Cemaat ve Hoca Efandi arasındaki gerginliği azaltmak için uyarı ve ikazlarda bulunmuştuk, ama şimdiye kadar hal ve hareketinizde ve Cemaate karşı konuşmanalarınızda değişiklik olmamıştır.
2)10.01.87 tarihinde idare Heyetinin alm
ış olduğu 8 maddelik istişare sonu kararlara uymadığınız ve uymayacağınızı açıktan beyan ettiniz ve Cemiyetteki hizmet ve görevinizi aksatmış görünüyorsunuz.
3)Yine idare Heyeti ve sizlerle yapt
ığımız istişare toplatımızda idare Heyetinin tasvip etmediği toplantılara katılmıyacağınız kararını almıştık. Sizler bu kararı hiçe sayarak idare Heyetinin tasvip etmediği toplantılara katıldınız.
4)20.03.88 tarihinde yap
ılan genel kurul toplantısında sizlere Cemiyetin görevli Hocası olarak söz Hakkı verilmiştir. Ona kadar sükûnetle ve birlik beraberlike devam ede gelen genel kurul toplantısında bir anda sizlerin konuşması ile o sükûneti ve birlik beraberliği rencinde etmiştir.
Konuşmanızdan anlaşı
ldıki seçilmiş olan idare heyeti sizler tasvib etmiyorsunuz. Bu durumda hal gösteriyorki tasvib etmediğiniz bir idare heyeti ile çalışmanız verimsiz ve İslama zararlı olacağı kanatına  varılmıştır.
Cemiyet idare Heyeti sizlerinde durumunu göz önüne alarakta
n 01.06.88 tarihinden 15.07.88 tarihine kadar izinlisiniz, izin tarihinin sonunda iş aktiniz sona erdiğini sizlere bildiriyoruz....

Selamlarımızla.

Cemiyet Başkanı                                           Başkanzardımcısı

 

Sekreter                                                          Muhasip

 

İkinci bir çıkış daha...tarihi vesika..

Islamischer Verein in Hildesheim und Umgebung e.V.

                                                                       Hildesheim ve Çevresi Islam Cemiyeti e.V.
Muhterem:
 

Martin Luther Str.16   3200 Hildesheim

Leunis straße 31 3200 Hildesheim
Datum: 25.04.1989
Bu suretle Hildesheim ve çevresi
İslam Cemiyeti,Leunisstr. 31, 3200 Hildesheim, size her ihtimale karşı tekrar olarak İslam Cemiyeti ile olan is münasebetinizin bittiğini beyan eder, ve bu da mümkün mertebe en erken zamanda. Bu yeni çıkış bu arada yeni yapılan Genel Kurul toplantısını nazari itibara alınarak icra edilmiştir. Tabiki şimdiye kadar size beyan edilen çıkışlar geçerlidir. Ayni zamanda bu yeni yapılan çıkıştan dolayı önceki çıkışınizin geçersizliğini iddia edemezsiniz.
Saygılarla!

Başkan: E…… օ….

K…….. K…….B…. İ…..

20- Bu yazdıklarım, bir şahsa karşı yazılan ve ismi beyan edilen mektup değildir. Her okuyan kişi, şurası sanki bana yazılmış, diyebileceği cümle- lerden oluşan bir mektuptur Yani, tabir caizse, konfeksiyon mahiyetinde elbiseler diktik, kime uyarsa, o giyer. Her kim aynaya bakarsa kendini görür. Aynada kendini görende, kendine çeki-düzen verir...
21-
Ben hiç dostlarımı yarı yolda bırakmadım. Onlar bir musait yerde in-diler. Sorumluluk kendilerine aittir.
22-
Ne yaparsan yap, ne yaşarsan yaşa, ama kendin gülebilmek için, biri-ni ağlatma ve şahsın- nefsin çıkarları için, hiç kimseyi satma!

Selam ve hurmetlerimle efendim! (20.04.2012)

 

 

Martin Luther str.16

31137 Hildesheim